Veda Hutbesi

VEDA HACCI

Haccın farz kılınması: Hicrî 9/Miladî 631 senesi.

Bu yıl hacca Hz. Peygamber gitmemiştir. Hz. Ebû Bekir’i hac emîri tayin ederek Mekke’ye göndermiştir.

Peygamberimizin Haccı: Hicrî 10/Miladî 632 senesi.

Neden Veda Haccı denilmiştir? Sahabîleriyle vedalaştığı ve bir daha Kâbe’yi görmediği için.

Bu haccın başka adları var mıdır? Hac ibadetinin tüm hükümlerini nazarî ve amaelî/uygulamalı olarak tebliğ ettiği için Haccetu’l-Belâğ/Belâğ Haccı; haccın farz kılınmasından sonra ilk haccı olması dolayısıyla Haccetu’l-İslâm/ İslâm Haccı olarak da adlandırılmıştır.

Medine-i Münevvere’den kimlerle ve ne zaman hac yolculuğuna çıktı? Hanımları/Validelerimiz, kızı Fâtıma, muhâcirler, ensâr ve Arap kabilelerinden katılan sahabîlerle Medine-i Münevvere’den 26 Zilkâde 10/22 Şubat 632 Cumartesi günü hareket etti.

Mekke-i Mükerreme’ye ne zaman vardı? 4 Zilhicce 10 Pazar günü kuşluk vakti Kusvâ adlı devesinin üzerinde olduğu halde Mekke’ye ulaştı. (Salı veya Pazartesi günleri de rivayet olunmuştur.)

Peygamberimiz Mekke’ye vardığında ne yaptı? Kâbe-i Muazzama’yı tavaf edip iki rekat namaz kıldı. Ardından Safâ ile Merve arasında sa’y etti.

8 Zilhicce Perşembe (Terviye Günü) gününe kadar Ebtah mevkiinde kendisi için kurulan çadırda konakladı. Aynı gün Mina’ya hareket etti. Öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını orada kıldı. Geceyi de burada geçirdi.

Arafat’a ne zaman çıktı? 9 Zilhicce Cuma sabahı (Arefe Günü), namazı kıldıktan sonra güneş doğunca Mina’dan ayrıldı. Müzdelife’den geçerek Arafat’ta Nemîre mevkiinde kurulmasını buyurduğu çadıra varıp konakladı.

Hutbe’yi ne zaman irad buyurdu/okudu? Peygamberimiz zeval vaktinden sonra çadırından çıkıp devesine binerek Arafat Vâdisi’nin ortasına geldi. ‘Urane Vadisi’nde Veda Hutbesi’ni okudu.

Bügün 9 Zilhicce 10/6 Mart 632 Cuma günüdür.

Peygamberimizin Arafat’ta hutbesini sayıları yüz kırk bin civarında bir topluluk dinledi.

Hutbenin tam olarak ulaşması nasıl sağlandı? Peygamberimiz konuşmaya başlamadan önce Cerîr bin Abdullah vasıtasıyla sükûneti temin etmiştir. Ayrıca Rebîa bin Umeyye gibi gür sesli münâdileri görevlendirerek cümlelerinin tekrar edilerek tüm dinleyenlere duyurulmasını sağlamıştır.

Peygamberimiz Medine-i Münevvere’ye ne zaman döndü ve ne zaman âhirete yürüdü? 29 Zilhicce 10/26 Mart  tarihinde Medine’ye döndü. Altmış altı gün sonra 14 Rebîülevvel 11/8 Haziran 632 günü kuşluk vakti âhirete yürüdü.

 

VEDA HUTBESİ

Sevgili Peygamber Efendimiz Hazretlerinin (Sallalâhu aleyhi ve selem) Veda Haccı’nda şu hutbeyi îrâd buyurmuşlardır:

 

“Hamd ve şükür Allah’a mahsustur; biz O’na hamd ederiz, O’ndan yardım talep ederiz, affımızı O’ndan diler ve O’na yöneliriz. Nefislerimizin şerlerinden, hareket ve fiillerimizin kötülüklerinden Allah’a sığınırız. Allah kimi doğru yola iletirse o kimse için sapıklık olamaz; kimi sapıklığa sevk ederse o kimse için doğru yola sevk eden kalmamıştır. Allah’tan başka ilah olmadığına, O’nun Tekliğine ve bir denginin bulunmadığına şahadet ederim. Yine şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir.

Ey Allah’ın kulları! Sizlere Allah’tan korkup çekinmenizi tavsiye ve sizi O’na itaatte bulunmaya teşvik ederim. Bu suretle en iyi ve hayırlı olan bir şey ile sözlerime başlamak istiyorum:

O halde ey insanlar! Size açıkladığım şeyleri dinleyin! Zira bilmiyorum, bu yıldan sonra bulunduğum bu yerde belki de sizlerle tekrar buluşamayacağım.

Ey insanlar! Kanlarınız (hayatınız), mallarınız, haysiyet ve şerefleriniz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar, bu yerde (Mekke), bu ayda (Zilhicce), bu günün mukaddes olması gibi mukaddes ve mükerremdir.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi?.. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

Emanet olarak eli altında bir şey bulunduran kimse, onu kendisine emanet etmiş olan şahsa iade etmelidir.

Gerçekten (artık) Câhiliyye Devrinde mevcut ribâ kaldırılmıştır; şu kadarı var ki (borç olarak verdiğiniz) sermayeleriniz sizindir; (bu suretle) ne zulmedecek ve ne de zulüm edileceksiniz. Allah (bundan böyle) ribâ’nın olmayacağına hükmetti. Kaldırdığım ilk ribâ, amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in ribâsıdır.

Ve yine Câhiliyye Dönemi kan davaları kaldırılmıştır; (kaldıracağım) ilk kan davası (yeğenim) Âmir b. Rebîa b. Hâris b. Abdulmuttalib’in kan davasıdır.

Câhiliyye Dönemi’nin (Mekke şehri ile ilgili) hükümet vazifeleri kaldırılmıştır. Kâ’be Muhafızlığı (sidâne) ve hacıların su işleri (sikâye) vazifesi bundan müstesnadır.

Kasden adam öldürme kısas ile cezalandırılır. Taş ve sopa ile öldürme gibi, şüpheli kasıt hallerinde yüz deve (kan diyeti)’dir. Daha fazlasını isteyen kimse, Câhiliyye Devri insanlarındandır.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

O halde ey insanlar! Gerçekten şeytan, sizin bu ülkenizde kendisine tapınılmaktan ümidini kesmiş bulunuyor. Fakat o, bunun dışındaki iş ve hareketlerinizden ehemmiyetsiz saydıklarınızda, kendisine tâbi olunmaktan hoşnût olacaktır.

Ey insanlar! “Nesî” usûlünü (yani Haram Aylar’dan olan mukaddes aylara bunun dışından bir ay ilavesi usûlünü) tatbik etmek küfürde aşırı gitmektir; kâfirler bununla sapıtmışlardır. Onlar bu bir aylık (zamanı) bir sene kutsiyetsiz  (yani Haram Aylar dışı, alelâde bir ay), diğer bir sene de haram (yani, Haram Aylar’a dahil, mukaddes bir ay) sayarlar, gayeleri, Allah’ın Haram Aylar’dan saydığı (ayların) birbiri arkasına akışını görünüşte muhafaza etmek ve Allah’ın Haram Aylar dışı saydığı ayları bunun içinde (yani mukaddes) gibi göstermektir. Bu suretle onlar, Allah’ın helal ettiği şeyi haram hale getirmiş oluyorlar. Şimdi zaman (yani takvim), Allah’ın yeri ve semâvâtı yarattığı gündeki durumuna rücû etmiş bulunuyor (yani Nesî tatbik edilen sene ile, Nesîsiz aylar birbiri üzerine çakışmış, diğer bir ifadeyle kamerî takvim, nesî ameliyesine ihtiyaç göstermeksizin o yıl tam güneş takvimindeki aylar üzerine intibak edip oturmuştu). “Gerçekte Allah indinde, yeri ve semâvâtı yarattığı günde takdir ettiğine göre, ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır”; bu dördün üçü birbiri arkasına gelir: Zilkade, Zilhicce, Muharrem, dördüncüsü Mudar kabilesinin Receb ayıdır ki bu, Cemâziyelahir ile Şa’bân ayı arasında bulunur.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

O halde ey insanlar! Hanımlarınızın sizin üzerinizde hakkı bulunduğu gibi sizin de onlar üzerinizde hakkınız vardır: Sizin onlar üzerinizdeki hakkınız, sizden başka bir erkeğe döşeğinizi çiğnetmemeleri ve sizin hoşlanmadığınız herhangi bir kimseyi, izninizle olması müstesna evlerinize sokmamalarıdır. Kadınlara en iyi bir tarzda davranıp muamelede bulununuz; çünkü onlar sizin himaye ve muhafazanız altına girmiş kimselerdir. Sizler onları Allah’ın bir emaneti olarak almış bulunuyorsunuz. Onlara “Allah’ın adıyla” helalinden yaklaşın. Kadınlar hususunda Allah’tan korkup çekinin ve onlara karşı en iyi bir tarzda davranıp muamele edin!

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

Ey İnsanlar! Mü’minler kardeştir. Bir kimse için kardeşinin malını (yemek) onun tam rızasını elde etmedikçe helal olmaz.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

Benden sonra küfre sapıp birbirinizi boğazlar hale gelmeyin.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

Ey İnsanlar! Rabbiniz bir, atanız birdir. Hepiniz Âdem’den türemiş bulunuyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Allah indinde en mükerrem ve makbul olanınız, O’ndan korkup çekinenizdir.” Bir Arabın Arap olmayan üzerinde bir üstünlüğü yoktur; (varsa) bu, takva yönündendir.

Dikkat edin!

Tebliğ ettim mi? .. .

Ey Allah’ım Sen şahit ol!

 

Kendisini dinleyen mü’minlerin “Evet” demeleri üzerine Hz.Peygamber şöyle devam etti:

Burada bulunanlar bulunmayanlara bu sözlerimi bildirsinler! .. Ey İnsanlar! Allah muhakkak ki her vârisin mirastan olan hissesini tayin ve tesbit etmiştir. O halde bir vasiyet, herhangi bir vâris lehine olmak üzere, diğer vârislerin mahfuz hisse hudutlarını, aşamaz. Mirasçılardan başkası için yapılan bir vasiyet, miras olarak kalan mallar toplamının üçte birinden fazla olamaz. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa oraya aittir. Babasından başka bir kimseye mensubiyet iddiasında bulunan, yahut (kendisini himaye altına almış olan) efendisinden başkasını efendi edinenin üzerine Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti olsun!.. Böyle bir insanın ne nâfile ibadetleri (sarf) ve ne de farz ibadetleri (‘adl) kabul olunacaktır.

Ve’sselâmü aleyküm.[1]



[1] Prof.Dr. İbrahim SARIÇAM’ın Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı adlı kitabından tasarruf edilerek nakledilmiştir. (Vedâ Haccı ve Hutbesi için bkz.: Vâkıdî, III, 1088-1116; İbn Hişâm, II, 601 vd.; İbn Sa’d, II, 172-189; Taberî, III, 148 vd.; İbn Abdülber, Dürer, s. 259-268; İbn Seyyidinnâs, II, 359-368; Makrîzî, s. 510 vd.. İbrahim Sarıçam tarafından Vedâ Hutbesi için ana kaynaklar da gözden geçirilerek Muhammed Hamidullah’ın mukayeseli metnini esas alınmış ve sadeleştirilmiştir. Bunun için bkz. el-Vesâiku’s-Siyâsiyye, s. 360 vd.; İslâm Peygamberi, I, 298-301.)

Nasihat Hakkında

 
SÖZLÜKTE NASİHAT KELİMESİ

Nasihat kelimesi Arapça nasaha نصح  kökünden gelir. Mânâsı “nush- النصح (vaaz, öğüt) ve nasihat- النصيحة”tır. Kelime, “ihlâs-  الاخلاص ve tasfiye- التصفية” anlamı da içerir. Nasihat kelimesi Türkçe’de öğüt anlamındadır.

Arapça dil mantığı çerçevesinde kelimenin Arap dil çevriminde kullanım örnekleri şunlardır:

نصحت الود :     أخلصته  anlamındadır.

نصحت العـسـل :   صفيته    anlamındadır

ناصح العـسـل  :      خالصـه   anlamındadır.

Tahrîm suresi 66/8. ayet-i kerime’deki “توبة نصوحة” / nasuh tövbesi/ tevbe-i nasûh, hâlis, samimi tövbe ibaresine iki anlam verilmiştir:

– ihlâs  (الاخلاص)

– ihkâm (الاحكام)

“Dilimizde ‘kesinlikle bozulmaması gereken tövbe’ anlamındadır.”

 

Nasihatnâme kelimesi ise, “İnsanlara doğruluk, saygı, sevgi, bilgi edinme, yetişme konularında yol göstermek, öğüt vermek amacıyla yazılan manzum veya mensur eser, nasihat kitabı” anlamındadır.

 

SÖZLÜK ANLAMINA GÖRE NASİHAT’ın TANIMI

Tanım:

Bir eylemin veya sözün, onu meydana getirip işleyene iyi ve lüzumlu olanını bulmak için araştırıp inceleme veya seçme yapmaktır.

Tanım:

“Bir kimseye doğru yolu göstermek, yapması ve yapmaması gereken şeyler üzerine dikkatini çekerek davranışlarını olumlu yönde düzenlemesi için söylenen söz, yapılan konuşma, verilen öğüt.”

 

DİNÎ (ŞER’Î) ANLAMINA GÖRE NASÎHAT’in TANIMI

Tanım:

Nasihat edilen kişiye hileden/gıştan uzak olarak gönülden gelen görüş ve düşüncesini ve hayrına olan şeyi tercih edip söylemektir. Bu sebeple nasihat; hem din, hem İslâm olarak adlandırılmıştır.

Tanım:

Müslüman kardeşine Yüce Allah’ın nasip ettiği nimetin onun rahat ve huzuruna katkısı bulunan her durumda devamlılığını dilemektir.

Tanım:

Salaha/barış, rahatlık ve huzur içinde olmaya vesile olan hale sevk/yönlendirme ve davet/çağrı, fesada sebep olan halden tahzir/sakındırma suretiyle bir kimse hakkında ortaya çıkan hayırhahlık/herkesin hayrını isteme durumu.

Nasihat dinlemeyen kimse, verilen faydalı ilacı kabul etmeyen hastaya benzer.

Dürüstâne olsa bile dikkatsizce yapılan nasihatler, çok kere aksül’amel/karşı tesir meydana getirir.

Nush ile yola gelmeyeni etmeli tekdir

Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir

                                               Ziya Paşa

 

Kaynaklar:

BİLMEN, Ömer Nasuhi (1883-1971), Dînî ve Felsefî Ahlâk Lügatçesi, Bilmen Yayınevi, İstanbul1967.

El-İsfahânî, Ebu’l-Kâsım el-Huseyn b. Muhammed (v. 502h./1109m.), el-Mufredât fî Garîbi’l-Kur’ân, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut tarihsiz.

İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2006, Cilt:XXXII.

Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedi, Meydan Gazetecilik, İstanbul 1972, Cilt: IX.

 Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Yayınları, İstanbul 2005.

Et-Tehânevî, Muhammed Ali b. Ali (v. 1158 h./1745m.); Keşşâfu İstılâhâti Fûnûn, Kahraman Yayınları, İstanbul 1984.

Türkçe Sözlük, TDK, Ankara 2005.

 

 

 

Dua Kelimeleri

Kelime-i Tevhit/Tevhid Kelimesi

لا إله إلا الله محمد رسول الله

Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh

Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.

 

Kelime-i Şahadet/Şehâdet Kelimesi

أشهد أن لا إله إلا الله و أشهد أن محمداً عبده و رسوله

Eşhedu enlâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu  resûluhu

Allah’tan başka tanrı olmadığına ve Muhammed’in kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim.

 

Tekbîr

الله أكبر الله أكبر لا إله إلا الله و الله أكبر الله أكبر و لله الحمد  

Allâhu ekber allâhu ekber lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber Allâhu ekber ve lillâhi’l-hamd

Allah en büyüktür. Allah en büyüktür. Allah’tan başka tanrı yoktur ve Allah en büyüktür. Allah en büyüktür ve övgü/hamd yalnız onadır.

 

Salât-u Selâm/SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE SALÂT VE SELÂM:

اللهم صل علي سيدنا محمد و علي آل سيدنا محمد و صحبه و سلم 

ALLAHUMME SALLİ ÂLÂ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE ALÂ ÂL-İ SEYYİDİNÂ MUHAMMEDİN VE SAHBİHİ VE SELLİM.

EY YÜCE ALLAH’IM, PEYGAMBER EFENDİMİZE, SONRA DA ONUN AİLESİNE, ARKADAŞLARINA/YOLUNDAN GİDENLERE SALÂT VE SELÂM EYLE!

 

Subhâneke Duası

سبحانك اللهم و بحمدك و تبارك ا سمك و تعالي جدك –و جل ثنائك- و لا إله غيرك   

Subhâneke’llâhumme ve bi hamdike ve tebâreke’s-muke ve teâlâ cedduke –ve celle senâuke- ve lâ ilâhe gayruke.

‘’Allah’ım! Sen eksik sıfatlardan uzaksın. Seni daima böyle takdis eder ve överim; Senin adın mübarektir. Övülüşün yücedir ve Senden başka tanrı yoktur.’’

 

Ettehiyyâtu Duası

Ettehiyyâtu lillâhi ve’s-salâvâti ve’t-tayyibâti es-selâmu aleyke eyyuhe’n-nebiyyu ve rahmetullâhi ve berekâtuhu; es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn; Eşhedu enlâ ilâhe illallâh ve eşhedu enne Muhammeden abduhu  resûluhu.

Selâmlar, saygılar ve en güzel sözler Allah’a olsun. Selâm ve Allah’ın rahmeti, bereketleri sana olsun Ey Peygamber. Bizlere ve Allah’ın güzel kullarına da selâm olsun. Allah’tan başka tanrı olmadığına şahitlik ederim. Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şahitlik ederim.

 

Allahümme Salli ve Barik Duaları

Allah’ım, Muhammed’e ve onun ailesine, İbrahim’e ve ailesine rahmet ettiğin gibi, rahmet et. Şüphe yok ki, övülmüş yalnız sensin, gerçekten şan ve şeref sahibi de Sensin!

Allah’ım, Muhammed’i ve onun ailesini, İbrahim’i ve ailesini mübarek kıldığın gibi mübarek kıl. Şüphe yok ki övülmüş yalnız sensin, gerçekten şan ve şeref sahibi de Sensin!

 

Rabbenâ Duaları

Ey bizim Rabb’imiz! Bize dünyada da iyilik ve güzellik, ahrette de iyilik, güzellik ver ve bizi, ateşin azabından koru.

Ey bizim Rabb’imiz! Herkesin hesabına bakıldığı gün beni, annemi ve babamı ve müminleri bağışla.

Besmele

 

“Kur’an-ı Kerim besmele de,

besmele “b” harfinde ve

dolayısıyla “b”nin altındaki noktada (ب ) özetlenmiştir.”

 

“Kur’an-ı Kerim’de ne varsa besmelede,

besmelede ne varsa “b”de,

 “b”de ne varsa altındaki noktada (ب ) toplanmıştır.”

SÖZLÜKTE BESMELE

Besmele/Besmele-i Şerîfe: Bismillahirrahmanirrahim terkibinin/cümlesinin adıdır.

Besmele çekmek

Besmele demek           

Besmele okumak

Bismillahirrahmanirrahim demektir.


Besmele-hân/besmele – kes: Besmele çeken.

Tesmiye: “Allah’ın adını anmak” anlamında Besmele yerine kullanılır kelime.

Eûzü Besmele: “Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım” anlamındaki Eûzubillâhimineşşeytânirracîm cümlesiyle Besmelenin ortak adı.

Besmele – hemdele – salvele, Müslüman yazarların kitap önsözlerinin üç bölümü. Birinci bölüm Besmele, yazıya Allah’ın adıyla başlandığını belirtme; ikinci bölüm hamdele, Allah’a duyulan şükran; üçüncü bölüm salvele, Hz.Peygamber’i övme ve duadır.

 

İSLÂMİYETTE BESMELE

Neml sûresindeki besmele âyeti (27/30) nâzil olduktan sonra besmele son şeklini almış, Sevgili Peygamberimiz (A.S.) hayatının sonuna kadar hep bu ibareyi kullanmış, besmelenin yazıldığı ilk satıra başka hiçbir şeyin yazılmamasını emretmiştir.

Besmele, kâinatı yaratan ve idare eden en yüce varlığın adını, Kur’an-ı Kerim’de bu ad yerine en çok kullanılan ve doksan dokuz esmâ-i hüsnâ dizisinde ikinci sırayı alan “Rahmân” ile hemen onun ardından gelen “Rahîm” isimlerini toplamış kutsal bir metindir. “Esirgeyen-bağışlayan, lütuf, merhamet ve ihsanını eksiltmeyen” anlamındaki Rahmân ve Rahîm isimleri ilâhî rahmet ve koruyuculuğun bütün âlemi kucakladığını ifade etmektedir. Kur’an ve hadis metinlerinde yüce yaratıcıya nisbet edilen bütün isim ve sıfatları bir bakıma özet halinde ihtiva eden besmele; müslümanların hem inanç, hem ibadet, hem de günlük hayatlarında büyük bir yer tutmaktadır.

Her Müslümanın meşru bir işe başlarken söylediği bu söz, o işe iyi niyetle ve başarmak azmiyle giriştiğine delildir. Besmele çekmekle o, “Nefsim veya başka bir varlık adına değil; Allah (C.C.) adına, O’nun rızası için ve O’nun izniyle başlıyorum” demek ister. Aynı zamanda, bir işi (gerek dünya gerek ahiretle ilgili olsun) Allah’a dayanarak başarma dileğini ifade eder. Sevgili Peygamberimiz (A.S.) bir hadis-i şeriflerinde:

Besmele ile başlanmayan her iş aksaktır/bereketsiz ve sonuçsuzdur.” (Aclûnî, II.174) buyurmuştur.

Böylelikle besmele çeken/diyen/okuyan kişi, Yüce Allah’ın Rahmân ve Rahîm isimlerinin tecelli etmesini beklediğini, böylece hem dünya hem de ahiret saadeti dilediğini, giriştiği iş her ne ise güç yetirebilmesi için gerekli olan kudretin Yüce Allah tarafından ihsan edilmesini temenni ettiğini ve kendisinin devamlı olarak Yüce Allah’ın yardımına muhtaç olduğunu bildirmiş ve bu farkındalıkla ezelî kudretin yardımını celbetmiş olur.

 

KUR’ÂN-I KERÎM’İN ANA KONULARI AÇISINDAN BESMELE

Kur’an-ı Kerim’in konularının Allah ile âlem, Allah ile insan, insan ile insan ve insan ile âlem arasındaki münasebeti bildirmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Besmelenin başındaki “bâ” edatı (be harfi) bu münasebeti ortaya koymakta ve kulun yaratanından yardım isteyerek hep O’na bağlı kalışını ifade etmektedir. Arapça cümle yapısı itibariyle besmeleden önce “bâ”nın ilgili bulunduğu mahzuf bir fiil vardır. Bu besmele ile başlanacak herhangi bir fiildir: “Bismillâh diye başlıyorum”, “Bismillâh diye kalkıyorum”, “Bismillâh diye hayvan kesiyorum” gibi. Böylece ulûhiyyet ile ubûdiyyet arasında sevgiye dayalı olan derunî münasebeti ifade eden besmele İslâm’ın bir sembolü, her iyiliğin anahtarı ve Allah’ın kullarına bir ihsanıdır.

 

ARAP DİLİ GRAMERİ AÇISINDAN BESMELE

Sûrelerin başında bulunan besmelelerin mahzuf fiilinin, Kur’an-ı Kerim’in ilk nâzil olan âyetinin ilk kelimesi “ikra” (oku) olduğu kabul edilir. Besmelenin doğrudan doğruya “Allah” lafzıyla (bi’llâh: “Allah ile başlıyorum”) değil de “isim” kelimesiyle başlamış olmasının hikmetleri üzerinde çeşitli yorumlar yapılmıştır. Bunların en önemlisi besmele cümlesinin yemin cümlesinden ayrılma hikmetidir. Kur’an’ın ilk nâzil olan sûresi kabul edilen Alâk sûresi de aynı kompozisyona sahip olduğu gibi Cenâb-ı Hakk’ı niteleyip öven muhtelif âyetlerde de O’nun Zâtına delâlet eden esmâ-i hüsnâ lafzından önce “isim” kelimesi yer almaktadır (mesela bkz. er-Rahmân 55/78; el-Vâkıa 56/96). Bu tür kullanımlarda isim ile müsemmânın (zât) aynı olduğu kabul edilmektedir.

 

NAMAZDA BESMELE

Namaz dışında Kur’an okumaya başlarken sûrenin başında eûzü besmele çekmek âlimlerin çoğunluğuna göre sünnet, sûrenin başından değil de herhangi bir yerinden başlama halinde ise menduptur. Tevbe sûresiyle tilâvete başlayan ise yalnız eûzü okumakla yetinir, besmele çekmez. Enfâl sûresinden Tevbe sûresine geçişte de aynı şekilde besmele terkedilir. Namazda ise Hanefî mezhebine göre her rek’atta Fâtiha’dan önce sessiz (sırrî) olarak besmele okumak sünnet, Şâfiî mezhebine göre sessiz veya sesli (cehrî) okumak farz, Mâlikî mezhebine göre ise terketmek mendup, okumak mekruhtur. İslâm’ın yaygın muaşeret kurallarından biri de yemek yemeye başlarken besmele çekmektir. Konu ile ilgili hadiste belirtildiği üzere (Ebû Dâvûd, “Et‘ime”, 15; Tirmizî, “Et‘ime”, 47) başlanırken unutulduğu takdirde hatırlandığı zaman, “Başında da sonunda da Allah’ın adıyla” anlamında “Bismillah fî evvelihî ve âhirihî/Başlangıcı ve de nihayeti için bismillah” demek gerekir.

 

BİR İŞE BAŞLARKEN BESMELE ÇEKMEK

Herhangi bir işe başlarken besmele çekmenin hükmü işin mahiyetine göre değişir. Mesela içki içmek, gasbedilen veya çalınan bir şeyi yemek gibi yasak fiillere besmele ile başlamak, onları meşrû saymak anlamına geleceği için haram kabul edilmiştir. Abdest almak, dua okumak gibi ibadetlerle yenilmesi helal olan gıdaları yemek, aynı mahiyetteki şeyleri içmek gibi fiillere besmele ile başlamak sünnet, oturma, kalkma ve yürüme gibi işlerde ise mubahtır. Necâset mahallerinde besmele çekmek mekruh sayılmıştır.

 

KÜLTÜRÜMÜZDE BESMELE

“Ki bismillâh evvel zi niyyet begûy

Dovom niyyet âver siyum kef be şûy

(Bir işe niyet etmeden önce bismillâh de

Sonra niyet et, daha sonra da giriş işe)

Sa’dî, Bostân

Dilsel kültürümüzde Besmele ile oluşan çeşitli tabir ve deyimlerden başka bu kutsal metin mimarî eserlerde ve hat sanatında da önemli bir malzeme ve süsleme unsuru olmuştur.

Sülûs ve nesih yazıda besmelenin “sin” harfinin uzatılmasıyla yazılan şekline oklu besmele denir.

Nesir sahasında da çeşitli ilmî ve edebî eserlere mevzu olan besmele hakkındaki eserler Türkçe’de genel olarak “Besmele Risâlesi” adıyla anılmaktadır. Bunlarda besmelenin imlâsından faziletine kadar konuyla ilgili hemen her meseleden bahsedilmektedir. Mensur eserler didaktik, manzum olanlar ise sanat yönü ağır basan eserler hüviyetine sahiptirler.

Bunlar arasında karakteristik bir özellik gösteren Taşlıcalı Yahya Bey’in Gencine-i Râz mesnevisinin başındaki şiir, beyit sayısı çok olan manzumelerin en önemlilerinden olduğu gibi besmelenin her harfindeki mânâları açıklamak üzere yazılmış mısralardan meydana gelen nadir örneklerdendir. Şiirin doğrudan doğruya besmelenin harfleriyle ilgili beyitleri şöyledir:

“Nokta kim “bâ”sı ile hem-demdir / Nokta-i dâire-i âlemdir

‘Sîn-i serdâr-ı’ selâmettir anun / Meddi bir cisr-i inâyettir anun

‘Mîm’i bâlây-ı muallâdır anun / ‘Elif’i âli-i a’lâdır anun

‘Elif’in remzi-durur ey âbid / ‘İnnemallâhu ilâhün vâhid’

Olmayan ilm-i ledün âgâhı / Bilemez lâm-ı kelâmullâhı

‘Hâ’ gibi aç gözünü kalma melûl / Mâsivallâhı ko Allah ile ol

İki ‘râ’ gurre-i îdeyn-i şerîf / İki ‘râ’ manzara-i nûr-ı latîf

‘Mîm’in altında o ‘nûn’ oldu mekîn / ‘Nûn’ gibi ki olur zîr-i zemîn

Da’vet-i rahmet-i Hakk’a gûyâ / ‘Yâ’sı olmuştur anun harf-i nidâ

Yazılır gerçi ki mâ-tahte rahîm / Oldu tâc-ı ser-i mushaf ol mîm.”

 Hâkânî Mehmed Bey’in Hilye’sinin başındaki, “Besmeleyle edelim feth-i kelâm / Feth ola tâ bu muammâ-yı benâm” mısralarıyla başlayan yirmi iki beyitlik besmele mesnevisi de Türk edebiyatında bu konuda yazılmış en meşhur eserlerden biri kabul edilmektedir.

Türk eğitim ve kültür tarihinde de besmelenin önemli bir yeri vardır. Halk arasında “besmele cemiyeti” adıyla anılan ve âmin alayı’nın evde veya mektepte icra edilen kısmından ibaret olan “bed-i besmele”, okuma yaşına gelmiş çocukların, yapılan bir merasim ve duadan sonra hocanın önünde ilk olarak besmele çekmesini, bir başka deyişle okumaya başlamasını ifade eder. Bed’-i besmele töreni mahalle halkı arasında maddî ve manevî yakınlaşmayı sağladığı gibi zenginlerin birkaç fakir çocuğu daha okutmaya başlamasını temin edecek bir yardımlaşmaya da sebep oluyordu. Bunun yanında çocuklarda okuma, ana babalarda da okutma arzusunu arttırdığı, ilme ve ilim adamına saygı ve sevgiyi teşvik ettiği açıktır. Bu tören, çocuk için bebeklik çağından kurtulup yeni bir statü kazanma manasını ifade ettiğinden, ayrıca hayatın yeni bir devresine başlamanın tescili, bir nevi “adam olma” yolunda atılan ilk adım sayılıyordu ve pedagojik değeri yüksek bir gelenek olarak bilhassa erkek evlat sahiplerinin sünnet düğünü kadar önem verdikleri bir mürüvvetti. Bed’-i besmele töreninde çocuk baştan aşağı yeni elbiseler giymiş olarak davetlilerin karşısına çıkar ve hocasının önüne diz çöküp otururdu. Hoca çocuğa bir besmele çektirir, “Rabbi yessir” duasını tekrar ettirir ve elifbanın ilk harfi olan elifi gösterirdi; daha sonra da bir arş-ı şerif okunurdu. Ardından hoca tarafından öğrenciye, Allah’tan zihin açıklığı ve başarılar niyaz edilen “Rabbi zidnî ilmen” duası yapılarak tören bitirilirdi.

Bed’-i besmele törenine bağlı olarak ortaya çıkan mektep ilâhileri arasında besmele ilâhilerinden de söz etmek gerekir. Mesela,

“Yâ ilâhi başlayalım ism-i bismillâh ile

Bu duaya el açalım ism-i bismillâh ile

Sen kabul eyle duamız besmele hürmetine

İlmini eyle müyesser yâ ilâhe’l-âlemin”

beyitleriyle başlayan konu ile ilgili bir ilâhinin diğer beyitleri de benzer niyazları ihtiva etmektedir. İsmail Hakkı Bey’in, ilk beyti, “Başlan bismillâh ile / Gelin tevhid edelim” olan uşşak ilâhisiyle bestekârları meçhul ve güftesi Nesîmî’ye ait, “Âyetinin safhasında gör ne yazmış ol kadîm / Okudum ol hattı bismillâhirrahmânirrahîm” beytiyle başlayan hüzzam ilâhileri, besmele konusunu işleyen diğer ilâhilere örnek olarak gösterilebilir. Garbî adlı bir Bektaşî şairinin, “Bâ-i bismillâhı bilmeyen fakı / Fâtiha okusa imam olamaz” beytiyle başlayan nefesi.

Dinî konuları işleyen ninnilerde iktibas suretiyle en çok tekrar edilen ibareler arasında besmele gelmektedir. Annelerin çocuğu üzerindeki ilk ve esaslı tesirinin ifadesi olan bu ninnilerde genel olarak besmele ile başlama, çocuğu besmele ile büyütme gibi duyguların terennüm edildiği görülmektedir:

“Ninni der uyuturum

Besmeleyle büyütürüm

Ne yapalım böyle durum

Ninni yavrum ninni

 

Besmeleyle uyanır

O nurlara boyanır

Buna can mı dayanır

Ninni yavrum ninni”.

 

KAYNAKLAR:

BİLMEN, Ömer Nasuhi (1883-1971), Dînî ve Felsefî Ahlâk Lügatçesi, Bilmen Yayınevi, İstanbul1967.

El-İsfahânî, Ebu’l-Kâsım el-Huseyn b. Muhammed (v. 502h./1109m.), el-Mufredât fî Garîbi’l-Kur’ân, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut tarihsiz.

İslâm Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 2006, Cilt:V.

Meydan Larousse Büyük Lûgat ve Ansiklopedi, Meydan Gazetecilik, İstanbul 1972, Cilt: II.

 Misalli Büyük Türkçe Sözlük, Kubbealtı Yayınları, İstanbul 2005.

Et-Tehânevî, Muhammed Ali b. Ali (v. 1158 h./1745m.); Keşşâfu İstılâhâti Fûnûn, Kahraman Yayınları, İstanbul 1984.

Türkçe Sözlük, TDK, Ankara 2005.